Jeositlerimiz

Kula Divlit Volkanik Park

 Kula Divlit Volkanik Park, Kula-Salihli Jeoparkı’nın doğu kesiminde, Kula ilçe merkezinin kuzeydoğusunda yer alır.  Kula divlit volkanik park, Kula volkanizmasının  3. evresinde gelişmiş volkanik etkinliklere bağlı oluşmuş bütün karakteristik yer şekillerini bünyesinde barındırır.  Park alanı içerisinde Kula divlit cüruf konisi ve lav akıntısı, parazit koniler, spatter koniler lav tünelleri ve hendekleri gözlemlemek mümkündür.   Park alanı içerisinde, jeositlerin ziyaret edilmesine olanak sağlayan 1 adet yürüyüş yolu (yaklaşık uzunluğu 2,7 km)   ve ahşap köprüler ile 1 adet bisiklet parkuru (Yaklaşık uzunluğu 34,8 km)  bulunmaktadır. Kula Yöresinde volkanizma şu şekilde özetlenebilir;

Kula yöresi Türkiye’nin en genç volkanik alanlarından biridir.  Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce, Geç Pliyosende başlayan volkanizma,  tarihi dönemlere kadar devam etmiş olup üç evrede gerçekleşmiştir.  

1. Evre (Burgaz Volkanitleri); Volkanizmanın yaşı 1.7 milyon yıl olarak belirlenmiştir. Bu evreye ait lav akıntıları, oldukça kalın bazalt örtülerinden  oluşur. Ve  günümüz topografyasının yüksek kesimlerini oluşturur. Kula çevresindeki yüksek platoluk alanlarda görülür.  Bu bazalt akıntıları üzerinde çok iyi gelişmiş sütun yapıları görmek mümkündür.

2. Evre (Elekçitepe Volkanitleri);Kula volkanizmasının ikinci evresini oluşturur.  Günümüzden yaklaşık 200bin yıl ila 130 bin yıl öncesinde gerçekleşen volkanizmal faaliyete bağlı oluşmuş bazalt akıntılarıdır. Bu evre volkanizması ile yöre de bazı kaynaklara göre 45 bazı kaynaklara göre 49 volkan konisi oluşmuştur.

3. Evre (Divlit Tepe Volkanitleri): Kula volkanizmasının üçüncü ve son evresini oluşturur. Günümüzden 30bin ila 2600 yıl arasında oluşan bu evre çeşitli cüruf konileri ve lav akıntılarından oluşmaktadır. Kula yöresinde   3. evrede oluşan  genç yolkan konilerine “Divlit” adı verilir.  Bu nedenle 3. evre volkanitlerine “Divlit Tepe” volkanitleri adı verilmiştir.  Oldukça taze görünüme sahip olan bu evre volkanitleri,  insana  volkanizmanın adeta dün gerçekleştiği hissini vermektedir. Lavlar koyu siyah renkleri ile diğer evrelerden kolaylıkla ayırt edilirler. Çok genç oldukları ve iyi korundukları için, bazaltik bir akıntının gösterdiği akma yapılarını net bir şekilde gözlemek mümkündür. 

Kula divlit volkanik park içerisindeki ziyaret edilebilecek jeositler şunlardır:

  Kula Divlit Volkan Konisi:

Kula volkanizmasının 3. evresinde (Divlit Tepe Volkanitleri) oluşmuş en önemli volkanik şekillerden biridir. Oluşumu ve şekil özellikleri açısından  sinder koni veya  skorya konisi tipindedir. Sinder koniler, volkan bacasından püsküren çeşitli boyuttaki materyallerin (piroklastik maddeler)  havada katılaşıp baca etrafında birikmesi ile oluşmuş dik yamaçlı volkan konileridir. Koniyi oluşturan parçalar çok ince taneli kül boyutunda malzemeden  çapı 1metreyi geçebilen boyutta volkan bombalarına kadar çok farklı farklı boyutlarda olabilir.

Kula divlit konisi genellikle siyah koyu kahve rengi genellikle fındık-mercimek boyutunda, çok boşluklu, gevşek unsurlardan (skorya)  meydana gelmiştir.  Koninin denizden yüksekliği 860m çevresine göre nisbi yükseltisi 170 metredir.  Kula volkanizmasına bağlı oluşmuş anıtsal yapılardan biri durumundaki kula divlit konisi, Türkiye’nin en genç volkan konilerinden biri durumundadır. 

Kula Divlit Lav Akıntısı:

Yüksek sıcaklığa sahip bazaltik lavların yeryüzeyine ulaşması ve yüzeyde akışa geçmesi sonucunda oluşan örtüdür.  Yeryüzeyine ulaşan lav çıkış merkezi veya merkezlerinden  çevredeki nispeten alçak alanlara doğru akar. Bu hareket lav soğuyana kadar devam eder.  Bir sure sonra katılaşıp kalan bu lav  üzerinde akmakta olduğu arazinin üzerini örter. Lav akıntısının yaklaşık alanı 20,73 km2’dir.

Kula divlit volkanik parkı, kula divlit konisi ve çevredeki fay zonları boyunca çıkıp yayılan lav akıntısı üzerindedir.  Burada kula divlit konisi ve çevredeki çıkış merkezlerinden yer yüzeyine ulaşan yüksek sıcaklıktaki lavlar, gediz vadisine doğru akışa geçmiştir. Akışa geçen bu lavlar zaman içerisinde soğuyup katılaşmış, lav yüzeyinde  boyutları bikaç cm ile 1 metre çapında çukurlar  yer yer çıkıntılar oluşmuştur (Bu tip lavlara  Hawaii  dilinde “Aa lavı” denir. Bilimsel literature de buradan geçmiştir.) Oldukça genç olan lav akıntıları üzerinde toprak örtüsü henüz gelişmemiştir. Bu nedenle sözkonusu akıntılar üzerinde sınırlı miktarda bitki yetişmektedir. 

Parazit Koniler

Volkanik aktivite esnasında lavlar ana abaca dışında volkan konisi üzerinde veya çevredeki fay ve çatlaklar üzerindeki tali bacalardan da çıkabilir. Bu durumda sözkonusu tali bacalardan çıkan lavların oluşturduğu,  ana koniye göre nispeten küçük boyutlu konilere parazit koni adı verilir.  Kula divlit çevresinde çok sayıda parazit konisi mevcuttur.

Sıçrama konileri (Spatter koniler):

Volkanik etkinlik esnasında oluşan küçük lav bacaları veya lav fıskiyesi/çesmelerinden yukarıya doğru hafif  sıçrayan  ancak tam soğuma (katılaşma) gerçekleşmeden yeryüzüne düşen lav parçacıklarının üst üste yığılması sonucu oluşan konilerdir. Sıçrama konileri genellikle dik kenarlı olup  çevrelerine göre yükseklikleri  3-5 metre civarındadır. Sıçrama konilerinde yukarıya doğru sıçrayan lav parçacıkları yeteri kadar soğumadan yere düştükleri için birbirleriyle kaynaşabilir. Yada parçacıklar bacadan sızan lavlar tarafından birleştirilebilir.  Bu nedenele sıçrama konileri,  skorya konilerine gore daha pekişmiş materyalden oluşur. Akışkan lavların olduğu alanlarda görülürler.

Kula divlit volkanik pakında, kula divlit lav akıntısı üzerinde sıçrama konilerini yer yer görmek mümkündür.

Lav Tüneli (Lav tüpü) Lav mağarası:

Yerkabuğunun zayıf zonları boyunca yeryüzeyine ulaşan sıcaklığı yüksek  bazik lavlar, eğim doğrultusunda akışa geçerler. Sözkonusu lav akıntılarının  atmosfere temas eden dış  kısımları hızla soğumaya başlarken lav akıntılarının iç kısımları ise sıcaklıklarını ve dolayısıyla akışkanlıklarını uzun bir sure koruyabilirler.  Lav akıntılarının  dış kısmı soğuyup katılaşırken  akışkanlığını koruyan iç kısım akmaya devam eder. Bu durum kalınlığı yüksek  lav akıntılarının  içerisinde tünel benzeri boşlukların oluşmasına neden olur.  Söz konusu boşlukların tavaları kalın ise uzun sure varlıklarını sürdüren lav tünelleri veya lav mağaraları olarak varlıklarını sürdürürler.  Oluşan tünellerin tavan kısımları ince ise bu durumda tavanlar kısa sure içerisinde çökmekte ve lav akıntıları içerisinde hendekler ortaya çıkmaktadır.

Kula divlit volkanik park alanı içerisinde lav tünelleri / lav mağaraları ve özellikle  hendeklere sıklıkla rastlanmaktadır.

Yol Tarifi için tıklayın: https://goo.gl/maps/TghBUjcX6Eq

Kula Peri Bacaları

Peribacaları nispeten yumuşak kayaçlar ile bunları örten erozyona  dayanıklı  sert  kayaçlardan oluşur.  Tipik bir peribacası iki kısımdan oluşur. Peribacasının nispeten yumuşak kayalardan oluşan  aşağı kısmına “gövde”  gövdenin üzerinde duran, gövdeyi erozyona karşı koruyan, erozyona dayanıklı sert kayalardan oluşan üst kesime ise “takke” adıverilir.  Peribacalarına Türkiye’de genellikle tortul kayalar ile volkanik formasyonlar içerisinde rastlanır.  Türkiye’de en bilinen örnekleri  Kapadokya ve Kula’da  yer almaktadır.”

Peribacaları, genellikle çamurtaşı,  çimentosu zayıf kum taşı ve  tüf  gibi nispeten yumuşak kalın tabakalar ile onlar üzerinde bulunan  iyi çimentolanmış kumtaşı,  kireçtaşı ve basalt gibi nispeten sert kayaların görüldüğü alanlarda oluşurlar.  Yüzeyde bulunan sert kayalardan oluşan tabaka daha aşağıda yer alan yumuşak katmanları su erozyonuna karşı korur.  Zamala yüzeyde bulunan sert tabakada meydana gelen çatlaklar boyunca aşağıya süzülen su,  biryandan   çatlakları  genişletirken öbür yandan da  yumuşak tabakaları hızla erozyona maruz bırakır.  Zamanla erozyonun ilerlemesi ile Çatlakların bulunduğu  alanlar hızla genişler ve peribacası adı verilen şekiller oluşur.  Peribacaları arasındaki mesafe ve peribacalarının büyüklüğü doğrudan doğruya çatlak sistemleri ve bunların yüzeydeki sert  tabaka üzerindeki yoğunluğuyla ilişkilidir.  Nitekim  yüzeydeki sert katmandan kopan kaya parçaları aşağıdaki yumuşak katmanları erozyona karşı korumakta, kaya parçalarının şekil ve boyutları  peribacasının şekli ve boyutları üzerinde belirleyici olmaktadır. 

Kula-Salihli Jeoparkında  Peribacaları yağmur damlası erozyonu, yüzey erozyonu ve yumuşak tabaka içierisinde gelişen tunel/borulanmanın (piping) ortak etkisine bağlı olarak  oluşmuştur.  Peribacalarının takke kesimleri çimentolanmış  geçirimli kumtaşı veya bazalt bloklarından oluşmaktadır.  Peribacalarının  gövde kısımlarını ise Miyosen yaşlı  az pekimiş kumlu killi gölsel depolar (Ahmetler Formasyonu) oluşturmaktadır.  Açık yeşil renkli ahmetler formasyonu, yağmur damlası ve yüzey erozyonuna karşı oldukça hassastır.  Yağmur damlalarının yüzey  üzerine doğrudan etkileri kabuk  oluşumuna neden olarak yüzeysel akışa neden olur. Bu akış, çatlaklar boyunca akarak derin dar erozyon yarıntılarının (gully) oluşmasına neden olur.  Öte yandan Ahmetler formasyonunun içinde, suyun altta yer alan geçirimsiz kumlu killi depolar ile üstteki yüksek geçirimliliğe sahip katmanların arasındaki zonda hareket etmesine neden olmaktadır. Plato boyunca yoğun gelişmiş badlands (kırgıbayır) topoğrafyası ve yüksek eğim koşulları suyun  yumuşak sediment çierisindeki küçük boşluklar içinde dikey yönlü hareketini (piping) bu da tünel erozyonunu tetiklemektedir. Sözkonusu erozyon yumuşak sediment içerisinde boşlukların hatta pencerelerin oluşmasına neden olur. Bu boşlukların çökmesi ise peribacası oluşumuna katkıda bulnur. 

Yol tarifi için tıklayın: https://goo.gl/maps/mntmnCrHbjw

Çakırca Bazalt Sütunları

Burada gördüğünüz volkanik kayaçlar, Sarnıç Platosunun en kuzey ucunda bulunan Toytepe Volkanının yaklaşık olarak 1.260 milyon yıl önce faaliyete geçmesi sonucu çıkan lavların çevreye yayılması sonucunda oluşmuştur. Volkan bacasından ilk defa yüzeye çıkan lavlar başlangıçta yaklaşık olarak 800 oC sıcaklıkta iken, yaklaşık olarak bir asır süresince yavaş yavaş soğuyarak katılaşmışlardır. Bu zaman süresince, soğuma başlangıçta lavların yüzeyinde başlamış ve zamanla lav kütlesinin derinlerine doğru devam etmiştir. Bu soğuma lav akıntılarında hacim daralmasına bağlı olarak kasılma (daralma) ve büzülmelere sebep olmuştur. Bu durum başlangıçta, lav akıntıları üzerinde altıgen (heksagonal) tipte çatlak sistemlerinin gelişmesine ve zamanla bu çatlakların derinlere doğru uzanması şeklinde devam etmiştir. Sonuçta birbirine kenetlenmiş altıgen biçiminde bazalt sütunları oluşmuştur. Soğumaya bağlı kasılma ve daralmaların lav kütlesinin merkezi kısmında başlaması çevreye doğru eşit bir şekilde yayılması altıgen biçiminde bazalt sütunlarının oluşumunu sağlamıştır. Yapılan bilimsel çalışmalar, altıgen biçiminde bazalt sütunlarının genellikle aynı kalınlıkta veya aynı jeokimyasal bileşime sahip lav akıntıları içerisinde geliştiğini ortaya koymuştur.   

Sandal Divlit

Sandal Divlit Volkan Konisi: Kula volkanizmasının 3. evresinde (Divlit Tepe Volkanitleri) oluşmuş en önemli volkanik şekillerden biridir. Oluşumu ve şekil özellikleri açısından  sinder koni veya  skorya konisi tipindedir. Sinder koniler, volkan bacasından püsküren çeşitli boyuttaki materyallerin (piroklastik maddeler)  havada katılaşıp baca etrafında birikmesi ile oluşmuş dik yamaçlı volkan konileridir. Koniyi oluşturan parçalar çok ince taneli kül boyutunda malzemeden  çapı 1metreyi geçebilen boyutta volkan bombalarına kadar çok farklı farklı boyutlarda olabilir.  Kula yöresinde bu tip volkan konilerine “divlit” adı verilir.

Sandal divlit konisi genellikle siyah koyu kahve rengi genellikle fındık-mercimek boyutunda, çok boşluklu, gevşek unsurlardan (skorya)  meydana gelmiştir.  Koninin denizden yüksekliği 900m çevresine göre nisbi yükseltisi 150 metre olan koninin krater genişliği; yaklaşık 225 metredir.

İzmir- Ankara kara yolu üzerinden görülebilen koni Kula volkanizmasına bağlı oluşmuş en karakteristik konilerden biridir. Doğal yapısını önemli ölçüde korumuş olan Sandal Konisi (Sandal Divlit), Türkiye’nin en genç volkan konilerinden biri durumundadır.

Sandal Divlit Lav akıntısı

Yüksek sıcaklığa sahip bazaltik lavların yeryüzeyine ulaşması ve yeryüzünde akışa geçmesi sonucunda oluşmuş bazalt örtüdür.  Yeryüzeyine ulaşan lav çıkış merkezi veya merkezlerinden  çevredeki nispeten alçak alanlara doğru akar. Bu hareket lav soğuyana kadar devam eder.  Bir sure sonra katılaşıp kalan bu lav,  üzerinde akmakta olduğu arazinin üzerini örter.

Sandal (divlit) konisi ve çevredeki fay zonları boyunca çıkıp yayılan lavların oluşturmuş olduğu lav akıntısıdır.  Burada lav çıkış merkezlerinden yer yüzeyine ulaşan yüksek sıcaklıktaki lavlar, Gediz Vadisi’ne doğru akışa geçmiştir. Akışa geçen bu lavlar zaman içerisinde soğuyup katılaşmış, lav yüzeyinde  boyutları bikaç cm ile 1 metre çapında çukurlar,  yer yer çıkıntılar oluşmuştur (Bu tip lavlara  Hawaii  dilinde “Aa lavı” denir. Bilimsel literature de buradan geçmiştir).  Lav akıntısının yaklaşık alanı 11 km2’dir.

Lav akıntısı içersinde hareket halindeki lavın dış kısmının katılaşması; iç kısmının ise bir sure daha akıma devam etmesi ile  oluşmuş tav tüpleri (Lav tüneli- Lav mağarası) ve bu lav tüplerinin tavanlarının çökmesine bağlı oluşmuş hendekler bulunur.  Oldukça genç olan lav akıntıları üzerinde toprak örtüsü henüz gelişmemiştir. Bu nedenle sözkonusu akıntılar üzerinde sınırlı miktarda bitki yetişmektedir. 

Yol tarifi için tıklayın: https://goo.gl/maps/EnHYBFV5vM82

Acısu Ofiyolitleri

Ofiyolit okyanusal kabuk ile onun altında bulunan üst mantoyu oluşturan kayaçların bir bölümü olup yakınsayan veya ıraksayan levha haraketleri yükselerek su yüzeyüne yükselmiş ve çoğunlukla kıtasal kayaçlar arasına yerleşmiş kayaçlardır. Bu tür kayaçların yaygınlık gösterdiği yerler genellikle okyanusların ortadan kalktığı be onların yerine orojenik dağ kuşaklarının (Alp-Himalaya Kıvrım Kuşağı) geliştiği dalma-batma zonlarınının mevkilerini göstermeleri bakımından önem arz ederler.

2. Jeolojik zaman (Mesozoyik) başlarında Gondwana (Afrika-Güney Amerika-Antarktika-Avustralya) ve Laurasia (Kuzey Amarika-Avrasya) kıta kütlelerinin kuzey-güney yönünde ayrılması ile bunların arasında “Tetis Denizi” adı verilen bir okyanus meydana gelmiştir. Tetis denizinin derin kesimlerinde meydana gelen volkanik aktiviteye bağlı olarak, derin deniz tabanına aşırı bazik özellikteki lavlar yayılmıştır. Söz konusu lavların katılaşması ile peridodit, horblendit ve piroksenit adı verilen kayaçlar oluşmuştur. Bu kayaçlara genel olarak ofiolitik kayaçlar denir. Ofiolitik kayaçları oluşturan lavlar volkanizma esnasında suyla temas edince hidrate olur ve yeşil renk alırlar. Hidrate olan bu kayalara genel olarak serpantin (yılan taşı) adı verilir. Söz konusu bu yeşil kayalara Anadolu’da Güneybatı Ege (Datça Yarımadası, Toros Dağlarının çekirdeklerinde, Doğu Anadolu’nun önemli kısmında, İzmir-Ankara Erzurum arasında rastlanmaktadır.

Kula-Salihli Jeoparkında geniş bir alanda yüzeylenme gösteren Acısı Ofiyolitleri, Mesozoik süresince Tetiz Okyanus’nun kuzey kolunu oluşturan İzmir-Ankara-Erzincan Kenet kuşağının bir bölümünü oluştumaktadır. Trias-Jura-Kratese dönemlerinde (251.9-66 milyon yılları arasında) Pontit-Anatolit-Taurid platformları arasında var olan bu okyanusun kuzey kolu Eosen de İzmir-Ankara-Erzincan Kenet Kuşağı boyunca  bütünü ile kapanmıştır.

yol tarifi için: https://goo.gl/maps/Z4Ac1MzG58U7UyYX7

Gediz Grabeni

Türkiye’de genç tektonik hareketler Bingöl Karlıova’nın batısından itibaren gerilme tektoniği şeklinde kendisini göstermiş,  Neojende başlayan, Kuvaterner’de de devam eden bu faylanma hareketleri ile İç Batı Anadolu ve Ege’de bloklar halinde çökme ve yükselmeler meydana gelmiş, yükselen alanlar (horst) dağlık kütleleri;  çöken alanlar (graben) ovaları oluşturmuştur. Ege Bölgesi’nde Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes, Büyük Menderes grabenleri ve bunlar arasında Bozdağ, Aydın Dağları ve Menteşe Dağları Horstları oluşturmuştur. Gediz Grabeni söz konusu genç tektonik hareketlere bağlı oluşmuş bir çöküntü alanına tekabül eder.  Grabenin bir ayrılma fayı olan Karadut fayının oluşumu ile başladığı düşünülmektedir. Grabenin her iki kenarında grabenin fasılalarla çökmesine neden olan listrik faylar bulunur. Söz konusu faylar dağlık kütleden ovaya doğru gidildikçe gençleşir.  Grabenin tabanı ile Bozdağlar’ın en yüksek kesimi arasındaki yükselti farkı yaklaşık 2000 metre civarındadır. Söz konusu yükselti farkı neotektonik dönemde gerçekleşen yer hareketlerinin şiddetini göstermesi açısından öneme sahiptir.

Kurşunlu Kaplıcaları

Türkiye’nin en önemli 15 jeotermal alanından birisidir. Kurşunlu deresinin aşağı çığırlarında bulunan alan,  İzmir Ankara yolu üzerinde olup önemli bir termal turizm sahasıdır. Kurşunlu Jeotermal alanında bulunan kaynakların neredeyse tamamına yakını, günümüzde açılan kuyular sebebiyle kurumuş durumdadır. Alandaki kaynakların çıkış sıcaklıkları 42-55 ºC arasındadır.  Sahada açılan kuyulardan ise 51-114 ºC sıcaklığında su elde edilmektedir. Söz konusu alandaki kuyulardan elde edilen sıcak su, termal tesiste ve Salihli ilçesinde binaların ısıtılmasında kullanılmaktadır. Kaplıca suyunun romatizma, cilt, kadın ve solunum yolu hastalıklarına, psikiyatrik rahatsızlıklar ile kireçlenme tedavisine olumlu etkileri görüldüğü düşünülmektedir. Alan bu özelliklerinin yanında aynı zamanda önemli bir mesire alanıdır.

Gitmek için tıklayın: https://goo.gl/maps/KYBRQkHUnorJMniz8

Kurşunlu Çayı Vadisi

Kurşunlu çayı kaynağını Bozdağlar’ın yüksek kesimlerinde Bozdağ Mahallesinin kuzeyinde kırkoluk pınarlarından alır. Kurşunlu kaplıcası kuzeyinde ovada Gediz Nehri’ne katılır. Bozdağların kuzey yamaçları boyunca Paleozoyik araziler ve tmolos depoları içerisinde akan dere, dikey yönlü tektonik hareketlerin etkisine bağlı olarak dar ve derin bir vadi oluştur. Kurşunlu Çayı vadisi boyunca Bozdağları oluşturan lito stratigrafik birimlerin gözlenmesi mümkündür. Vadi ayrıca flora, manzara ve peyzaj özellikleri açısından da ayrıca öneme sahiptir.

Tmolos Depoları

Bozdağların kuzey etekleri boyunca doğu-batı uzunluğu kabaca 110 kilometreyi bulan dolgu depoları uzanır. Bunlar Batı Anadolu’nun günümüz jeomorfolojik görünümünü kazanmasına neden olan dikey yönlü tektonik hareketlerin etkisi ile aşamalı bir şekilde yükselen Bozdağlar’dan çökmekte olan graben sahasına doğru akan sellerin ve akarsuların taşıdıkları materyalleri dağlık kütlenin eteğinde biriktirmelerine bağlı oluşmuş depolardır. Depolar Gediz Grabeninin aşamalı bir şekilde çökmesi ile oluşmaya başlamış, graben oluşumu devam ettikçe oluşan depolar kendi içlerinde de faylanmışlardır.  Kuzey-güney genişliği 3-5 km, kalınlığı 400-500 m civarında olan bu depoların oluşumu Miyosende başlamış, Pliyokuvaternere kadar devam etmiştir.  Oldukça zayıf pekişmiş genellikle kum, kil, marn ile gnays, şist, kuvarsit, ve kalker çakıllarından oluşan tmolos depoları, erozyona karşı oldukça hassastır. Tmolos depoları üzerinde yarıntı erozyonuna (gully) ve heyelanlara yaygın bir şekilde rastlanır. Söz konusu depoların alt kesimleri akarsu ve dereler tarafından oyulunca üst kesimleri düşey yönde yer değiştirmekte ve depolar dikliklerini muhafaza ederek gerilemektedir (Paralel yamaç gerilemesi).  

Çamur Hamamı

Tarihi geçmişi Lidya krallığına kadar uzanan kaplıca, suyunun içerisindeki tortular nedeniyle bu ismi almıştır. Bugün kaplıca suyu dinlendirilip, tortuları bir havuz içerisinde çökertildikten sonra sıcak su termal tesislerde kullanılmaktadır. Termal kaynaktan çıkan suyun sıcaklığı 52 ºC’tir.  Hamamın yakınında Pazar günleri yöresel ürünlerin satıldığı bir pazar bulunmaktadır. Kaynak yakınında önemli bir termal tesis bulunmaktadır.

Bintepeler

Gediz nehrinin 8-10 km kuzeyinde Salihli-Akhisar yolu üzerinde Bintepe adıyla tanınan kral mezarları yer almaktadır. Antik Sardes Kenti ile Marmara Gölü arasında yer alan bölgeye yayılmış, sayıları 119 olan bu tümülüs (dolgu toprak) mezarlar Lidyalı soylulara aittir. Ait oldukları kişinin sosyal durumuna göre büyüklüğü, küçüklüğü değişkenlik gösteren mezarların en büyük üç tanesinin Lydia’nın ünlü krallarından Giges, Alyettes ve Kral Ardys’e ait olduğu söylenmektedir. Antik çağda bile ünlü olan Heradot’un Mısır piramitlerine benzettiği tümülüsün en büyüğünün Kral Alyattes’e ait olduğu söylenmektedir. Bintepeler Unesco Geçici Dünya Mirasları listesinde yer almaktadır. Bintepeler, jeomorfolojik yapı ve görünümün insan eliyle değiştirilmesine örnek olması açısından oldukça önemli yere sahiptir.  

Yol tarifi için tıklayın: https://goo.gl/maps/gMRNmc7pgTGpaDie7

Kısık (Mağara) Deresi Antik Taş Ocakları

Kısık Deresi’nin aşağı çığırlarında antik dönemde kullanıldığı anlaşılan mermer ocağı bulunmaktadır. Söz konusu alan Sardes şehrinin 3 km güneyinde yer almaktadır.   Taş ocağı yakınında gözlemlenmiş yarı işlenmiş sütun parçalarının varlığı alanın aynı zamanda bir atölye olarak kullanıldığını göstermektedir. Ocak çevresinde antik dönem seramik parçalarının varlığı bunun kanıtı mahiyetindedir. Mermer ocaklarında Antik dönem taş kesim yöntemlerinin izlerinin bulunması, taş ocaklarının Sardes’in taş ihtiyacının giderilmesinde kullanıldığını göstermektedir. 

Yol tarifi için tıklayın: https://goo.gl/maps/4ydCQzne5KJgERpg6

Tabak Deresi Dev Kazanları:

Bozdağların zirve kesimlerinden kaynağını alan Tabak Çayı’nın aşağı kesimlerinde derenin boyuna profilinde mevcut bulunan eğim kırıklığına bağlı olarak oluşmuş farklı seviyelerde birbirine oldukça yakın 3 adet dev kazanı bulunmaktadır. Dev kazanlarının çapı 3 metre derinlikleri 1,5-2 metre civarındadır.

Marmara Gölü

Doğu-batı uzunluğu 10-11 km, eni 3-5 km dolayında olan Marmara Gölü yaklaşık 56 km2 ’lik bir alan kaplar. Su yüzey alanına göre gölün derinliği 3-5 m, denizden ortalama yüksekliği ise 79 m’dir. Tektonik kökenli sığ bir  göl olan Marmara gölüne 1951 yılında Gördes ile Kum çaylarının suyu yönlendirilmiştir. Gediz Nehri’nin suları da, Adala Regülatörü ile kontrol edilerek göle verilmeye başlanmıştır. Günümüzde Marmara Gölü’nün suları, Devlet Su İşleri’nin Aşağı Gediz Sulama Projesi kapsamında Ahmetli çevresindeki tarım alanlarının sulanmasında kullanılmaktadır. Göl, Menemen Ovası’nın sulamasına da katkı sağlamaktadır. Gölün güneydoğu kenarı set ile yükseltilmiş ve sulamada faydalanmak için bir regülatör yapılmıştır. Kış aylarında, Kum Çayı ve Demirköprü Barajı’ndan ilave su aktarılmakta, Marmara gölü regülatörü vasıtasıyla da zaman zaman Gediz’e su bırakılmaktadır.

Marmara Gölü, Ulusal Sulak Alan Komisyonu tarafından 2017 yılı içinde ulusal önem haiz sulak alan olarak tescil edilmiştir. Marmara Gölü birçok kuş türünün beslenme, barınma ve üreme sahası olması nedeniyle önemli bir sulak alan niteliğindedir. Türkiye Genelinde bulunan 421 kuş türünden 101’ine ev sahipliği yapmaktadır. Bunlardan 39’unun yerli, 38’inin yaz göçmeni, 17’sinin kış göçmeni, 5’inin ise transit kuş olduğu tespit edilmiştir. Marmara Gölü Sulak Alanı Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) kırmızı listesinde LR kategorisinde yer alan tepeli pelikanın üreme alanıdır. Göl aynı zamanda balık popülasyonları açısından da önemli bir yere sahiptir.  Gölde Sazan (Cyprinus carpio), Sudak (Sander lucioperca), Has Kefal (Mugu cephalus) ve Alabalık (Salmo trutta) türlerine ait zengin balık popülasyonları mevcuttur. Gölden tutulan balıklar Gölmarmara ve Çevresi Su ürünleri üretim ve Değerlendirme Kooperatifi tarafından satışa sunulmaktadır. Marmara gölü ve çevresi bitki tür çeşitliliği açısından da önemli bir yere sahiptir. Sahada 5’i endemik olmak üzere 394 bitki türü bulunur.

Üfürük Jeotermal Kaynağı

Üfürük Jeotermal Alanı,  Çamur Hamamı ile Gökköy arasında yer almaktadır. Alanda, mineral içeriği yüksek su çıkışı ve kışın gözle görülebilen karbondioksit ve hidrojen sülfür gazı çıkışı olmakta, kaynaklara bu nedenle Üfürük kaynakları adı verilmektedir.  Bu alandaki suların doğal kaynak çıkış sıcaklığı 31 °C olup, su çıkışı mevsimsel olarak değişkenlik göstermektedir.

Tmolos Depoları Üzerinde Hidrotermal Alterasyon

Tmolos depoları Bozdağların kuzey yamaçları boyunca kesintisiz bir kuşak halinde uzanır. Bu depolar  kendi içerisinde faylar ile kesilmiş ve basamaklanmış olup, depolar üzerinde fay zonları boyunca çıkan suların etkisine bağlı hidrotermal alterasyon görülür. Tmolos depoları üzerinde esmer kırmızımsı renk tonları şeklinde görülen hidrotermal alterasyon, özellikle Bozdağların çekirdeğini oluşturan metamorfik temel araziler ile Tmolos depolarının temas noktasında, Karadut açılma fayı  ve yakın çevresinde neredeyse kesintisiz bir kuşak halinde gözlemlenir.

Fotoğraf Galerisi

Copyright @ 2020 Tüm Hakları kulasalihligeopark.com 'a aittir.
tr_TRTurkish
tr_TRTurkish en_USEnglish